Evlilik&Evcilik

Evlilik&Evcilik

    İmanın yarısı evlilik. Yaradan ’in insana bahsettiği büyük bir mükâfat. Dinen, toplumun en hassas olduğu değerlerden birisi. Sonuç itibariyle, toplumun en temel yapı taşı. Peki ne oldu da böyle mukaddes bir müessese sarsılmaya, temelden yara almaya başladı? Neden bu kadar anlamsız ve önemsiz bir hale geldi?

    Sorgulamak, eleştirmek kesinlikle yerinde ve önemli olacaktır. Evlilik hem ahlaki hem de inanç olarak toplumumuzda çok değerli bir kavramdır. Günümüzde de devam ediyor elbette bu durum. Fakat bahsettiğimiz şey, bu kadar elzem bir hadisenin, çok hızlı ve anlamsız bir şekilde değerini yitiriyor olması. Her ne kadar önemsediğimizi iddia ediyor olsak da aslında göründüğü gibi değil. Evlilik, yerini evcilik oyununa bırakmaya başladı. Sadece desinler için yapılan, duysunlar diye söylenen, sırf bilsinler diye sergilenen, sahte, gereksiz ve de yersiz eklemeler anlam karmaşasına sebep olmaya başladı. Bunların en başında eleştirmemiz gereken ise düğün mantığı. İnsanların en önemli bu günlerinde sırf komşularını, akrabalarını, arkadaşlarını mutlu etmek, onların görmesi ve eğlenmesi için yapılan, yüksek maliyetlerle düzenlenen, şatafatlı bu törenler eşler için anlamsız yüklere sebep oluyor. Bu maliyetler bazen öyle yüksek meblağlara geliyor ki, eşlerin neredeyse en güzel dönemlerini bu maddi kaybı telafi etmek için çalışarak, gecelerini gündüzlerine katarak, zamanlarını israf etmelerine sebep oluyor. Bu birkaç saatlik görsel şölen için kaybedilen maddi boyutlar gerek bankalardan kredi çekerek gerekse çevreden borç edilerek karşılanmaya çalışılıyor. Bunun sonucunda, aile içindeki bu yük, zaman geçtikçe daha derin çatlaklara sebep oluyor. Bu huzursuz ortamda aile bireylerinin gerek stres gerekse çaresizlik içinde birbirlerinin duygu, düşünce ve hissiyatlarını anlamadan sürüp giden ve ardı arkası kesilmeyen tartışmalarla, evlilik müessesesi zaten sorunlu bir başlangıcın ardından devam eden daha büyük problemlere dönüşüyor. Böyle bir ortamda, mutlu ve huzurlu bir yuva kurulması elbette daha da zorlaşıyor. Bunun yanı sıra, insanların desinler için yapılan bu gereksiz protokolleri gereğinden fazla önemsemeleri, zaten baskı altında olan çiftlere ekstra bir yük daha getiriyor. Tabii ki böyle bir ortamda sağlıklı bir aile oluşması söz konusu değil. Öncelikle toplum olarak bu gereksiz şölen ve kaideler hakkında oturmuş olan anlamsız, sabit fikirlerin değiştirilmesi önem arz ediyor. Elbette bunu sadece belirli bir kişiye yüklemek anlamsız olur. Yine de özellikle kadınlara bu konuda biraz özverili olmak düşüyor, zira bu konuda ağırlık onların istekleri doğrultusunda olduğu için, konuya onların daha fazla hassasiyet göstermesi gerekiyor. Tabii düğün kavramını evlilikteki tek problem olarak göremeyiz. Bunun yanı sıra evliliği bazı ihtiyaçlarını gidermek için mecbur olunan bir prosedür olarak gören şahısların da bu konuda fikirlerini düzenlemesi genel manada önemlidir.

    Evliliği sırf bir kadınla aynı yatağa girmek olarak gören mantık devam edemez, etmemeli, aksi halde bu mantıksız davranışlar devamında başka problemlere yol açacaktır. Karakter olarak gelişmemiş, kendini yetiştirememiş, yaşı uygun olsa dahi, olgunlaşmamış bireylere evlilik yoluyla olgunlaşma sağlanacağı fikri yanlıştır. Bu yanlıştan dönülmediği sürece yine sorunlar devam edecektir. Uzun vadeli ve derin bir süreç olarak işlenen ve yer edinen sorunlu bir evlilik ortamı belli bir zaman sonunda çığırından çıkarak toplumsal yaralara sebep olacaktır. Evliliği bir amaç olarak görmek, hayatını evliliğe odaklamak, sonunda evlilik hayatına ulaştığında ne yapacağını bilememe haline dönüşecektir. Tam da bu duruma gelindiğinde, ataerkil bir toplum olmamızdan da etkilenerek konuyu erkekler açısından değerlendirmek ayrı bir başlık gerektirecektir. Zira erkek tarafından konuyu inceleyecek olursak farklı bir açıdan bakarak durumun çok da farklı olmadığını görebiliriz. Genel durum değerlendirmesi açısından istişare edecek olursak, hayatı boyunca el üstünde tutulan, övgü ve ilgiyle yetişen, en küçük bir problemini dahi kendisi çözmemiş bir birey olarak evlendiğinde, karşılaştığı problemlere nasıl yaklaşacağını bilememenin verdiği kaygı ve baskı halini kaldıramamak ve durum alçaklık kompleksine dönüştüğünde zorlukları aşmak için insani olmayan hislerle davranmaya başlaması erkeğe normal gelecektir. Yetişmemiş kadın veya erkek, her halükârda problem çözme yetisi olmadığı için yetersizliğini baskıyla örtme çabası içine girecektir. Duygusal, mantıksal veya maddi olarak çözüm üretemeyecek, insancıl düşünemeyecek durumda olan kadın-erkek, evlilik yoluyla hazır olmadığı bir sorumluluk haline geçtiğinde, bu mukaddes müessese zarar görmeye mahkûm olacaktır. Elbette aşk, sevgi önemli bir konudur, fakat sadece âşık olmak yeterli olmadığı gibi tersine olumsuz durumlarda doğuracak bir hale gelebilir. Kadına şiddet, baskı ve zulüm, çoğu kez âşık olduğunu iddia eden kişiler tarafından uygulanmıştır.

    Bu yüzden evlilik bağı kurulması, belirli bir olgunluk evresinde gerçekleşmeli ki durumun ciddiyetini kavrayan, bilinçli kişiler tarafından, huzurlu, ılımlı ve olumlu bir aile ortamı sağlanabilsin. Aksi halde boşanma oranlarında da kadına şiddet olaylarında da herhangi bir azalma olmayacağı gibi, durumun daha vahim bir hale gelmesi gayet mümkündür. Bu durumda da evlilik zaman içinde sadece bir prosedür olma yolunda hızla ilerlemeye devam edecektir. Bu gidişat sonunda da kaçınılmaz olarak aile kavramı önemini yitirecek, toplum yapısı halihazırda temelde sorunlar yaşarken, çok daha ağır yaralar alarak geri dönüşü olmayan bir ahlaki çöküş söz konusu olacaktır.

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ