Kolay Kazanç.

Kolay Kazanç.

Zaman ne kadar hızlı geçse de olaylar tekrara bindikçe, zihinler hep dejavu. İyi de yaşanandan ders almayarak buna sebep biz değil miyiz zaten? Kolay olanı tercih etme, rahat kazanmaya olan merakımız değil mi bize bunları yaşatan? Evet hepimizin ihtiyaçları var, kazanmamız gerekiyor tabii. Fakat kültürümüzde ve inancımızda var olan kavramları unutarak, insanlığımızdan ödün vererek sadece kendimize zarar vermekteyiz. Kazanmayı azimle değil, hırsla yapmaya başladığımız günden sonra her şey değişti. Değişmeye de devam edecek.

Haberlere konu olan Bitcoin Safiye Hanım bu konuda sadece bir örnek aslında. Bu, insanımızın zengin olmak için, hem de az çalışarak dahi değil, hiç çalışmayarak zengin olmak için değerlendirdiği fırsatlar. En azından öyle görünüyor. Tosuncuk mevzusundan ders almadan yenisi çıktı şimdi. Ve daha da çıkacak gibi duruyor. Emek vermeden, çaba etmeden kazanmak. Ne kadar tatlı geliyor düşününce. Sonra mı? İşte sonra Safiye Hanım çıkageliyor ve nasıl zengin olacağınızı bildiğini, bunu yapabileceğini söyleyip size bir fırsat sunuyor. En azından siz öyle olduğuna inanıyorsunuz. Sonra, mağdur olan yüzlerce insan ve hepsinin tek ortak paydası, zengin olma hayali. Sonuç hüsran. Emek vermeden, sabretmeden, çaba göstermeden kazanma arzusu, doyumsuzluk ve bunun getirisi, yıkım. Meşhur Sülün Osman’ı duymayan yoktur. Ne demişti; ben, beni dolandırma ümidine kapılanları dolandırdım. Fırsat yakaladığını düşünen, beni enayi yerine koyanları dolandırdım. Ben, dolandırıcılık yapmaya çalışanları dolandırdım. Buradan da anlaşılıyor aslında, belki tamamı değil evet ama mağdurların da aslında sanıldığı kadar masum olmadığı fikri daha derin bir üzüntüye sebep oluyor. Bir insanın saflığından faydalanma, yararlanma fikri normal şartlarda her insanın itici bulacağı bir davranış, fakat buna imkân bulduğunda kaç kişi reddeder acaba? Dürüstlük kavramını bu denli yüzeysel yaşamak, ne kadar etik? Her toplumun kendine has özellikleri ve bir yaşayış biçimi var. Dünya üzerinde fırsatçılık konusunda hatırı sayılır bir zekâ seviyemiz olduğu da kesin. Bizi anlamamakta çok haklılar belki de. Ama bunun bize etkileri ve ettikleri neler mesela? Olumsuz bir profil çizmemiz dışında, önyargılara maruz kalmamız bundan dolayı olabilir mi mesela? Bize bakış açıları bu yüzden farklı olabilir mi?

Mümkün elbette ve bunu düzeltmek için gerçekten çok zamana ve sabra ihtiyacımız olduğu aşikar. Ama nereden ve nasıl başlayacağımız muamma. Gerçekten ilginç bir toplumuz ve elbette değerlerimiz var. İyi yönlerimiz, saf, temiz duygularımız ve gittikçe azalıyor olsa da hoşgörümüz var. Bizi biz yapan, benliğimizi oluşturan, iyi ve güzel olan, en önemlisi de, bizim olana sahip çıkma ümidiyle. Fırsatları değerlendirelim elbette ama bencillikle değil, dürüstlükle, iyilikle, gerçekten insanlara faydası olacak şeylere yoğunlaşalım. Yoksa bu gidişle daha ne tosuncuklar safiyeler tanıyacağız nelere şahit olacağız zaman gösteriyor işte. Göstermeye de devam edecek gibi…

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ