Markalıyız.

Markalıyız.

Memleketimin model düşkünü, yoksul vatandaşlara olan ihtiyacı gittikçe daha da azalıyor. Malum, en önemli ihtiyaçlarımızdan olan iPhone, 10 milyon satmışken bunda şüphe edecek bir durum yok. Her ne kadar memleketin başında pek çok sıkıntı olsa da, iPhone eksiğimiz kalmayınca pek bir rahat hissettim kendimi. Ayrıca, yılda neredeyse 12 milyon cep telefonu ithal ederken, ortalama olarak son 10 yılda 150 milyon cihaz ülkemize dışarıdan satın alınmış. Tüm bu cihazlara yaklaşık 24 milyar dolar vermişiz. Ve sadece Apple Türkiye’den 10 yılda, 7 milyar dolar kazanmış. Yani cebimizden çıkan para ortada, bende bunu eleştirmeden edemiyorum ne yazık ki.

Eleştiri yaptığım şey iPhone alanlar da değil aslında, ben bu aşamaya nasıl geldiğimizi, bunu nasıl başardıklarını anlamamamızı eleştiriyorum. Üretim toplumundan nasıl ve ne kadar da hızlı geçiş yaptığımızı düşünüyorum tüketim toplumuna. Ama maalesef bu gerçekleşti. Artık ihtiyacımız olmayan şeyler o kadar çok gerekli oldu ki, kullanmadan edemiyoruz. Daha yeni telefonlar, daha büyük televizyonlar, daha üst model arabalar ve her daim modaya uygun kıyafetler. Dahası ve hep daha fazlası, artık hepimiz için ihtiyaç. Bizi kaybetmeye mahkûm eden bu düzen içerisinde ne yapacağımız ve nasıl düzelteceğimize dair hiçbir fikrimizin olmaması, rahatsız edici gelmiyor mu hiç? Genç nüfusun yoğun olduğu ülkemizin, üretmek ve kazanmak yerine, tüketmek ve kaybetmek üzere zihinleri yıkanıyor. Gereksiz konular, alakasız gündemler üzerine kurulu, basit algılar ve bu algılar üzerinden gereklilik gibi sunulan suni hayatlar. Okuduğumuz gazeteler, izlediğimiz TV’ler, hepimize bu sahte yaşam standartlarını lanse ediyor. Magazin programlarında gördüğümüz gencecik insanların, güç ve para içinde, zevkli ve çılgın hayatları, hayatına anlam yükleyemeden, karakteri oturmamış genç zihinlere onlar gibi olabilmenin zaruret olduğunu ezberletiyor. Bu heves ve arzuyla betimlenen fikri ve aklı kolay olanı tercihe programlanmış gençler, en olmadık isteklere ve yaşayış biçimine gözü kapalı ayak uydurmaya çalışıyor. Her ne kadar öyle olmasa dahi, öyleymiş gibi yaşamayı tercih ediyor. Tek yaptığımız -miş gibi olmak, -muş gibi yapmak, bir başkasının yanında altta kalmamak için her yeni modeli, modayı takip etmek. Bu alçaklık kompleksi öyle bir hale geldi ki, her şeye sahip olsa dahi mutsuz bir nesil çıktı ortaya bu sayede. Her şeyin en iyisine, en yenisine sahip olmak isteyen, doymaz bir heves. Nerede son bulacağı belli olmayan bir alışveriş isteği ve bu çılgınlık üzerinden kazancını kat be kat artıran ticari dehalar.

Elbette saygı duyuyorum ticari zekalara, fakat bu daha çok toplumun isteği üzerine olan bir durum. Sonuçta istemediğimiz bir şeyi zorla alma gibi bir durum elbette söz konusu değil, olay sadece arz talep üzerine basit bir kural. Toplum, her ne kadar ihtiyacı olmasa da talep ettikçe arz için bir sorun olmaz, arzı karşılamak görev addedilir. Biz, neyi, niçin talep ettiğimize bakmadığımız sürece arz hep olacak. Ne de olsa yeni modeli alabilmek adına kapının önünde geceden sabaha bekleyen onlarca müşteri varken satmamak olmazdı. Bu yüzden, biz bu mantığı değiştirmeden ne maddi ne manevi huzuru bulamayacağız. Neslimize gerçek ihtiyacını öğretmek ve buna göre hareket etmelerini sağlamak asıl önemli nokta. Bu bilinç oturmadığı ve kendimiz yapmaya başlamadığımız sürece biz her şeyin en iyisini en yenisini almaya mahkumuz maalesef.

YORUMLAR

  • Emrecan coskun16-11-2019 23:15:57

    Ama simdi iphone olmadan starbuscksa gidilirmi mesela hersaba starbucks kahvesi icmeden ayilamiyorum fakiriz ama salak degiliz????

YORUM YAZ