Namus

Namus

   Yurdumun iffetine düşkün, namus timsali evlatları sağ olsun elbet. Fakat, vicdanen rahat olmadığım her konuda yazmaya çalışacağım gibi bu konuda da yazmadan edemedim. Karamsar olmak elbette çözüm değil, ama ümit etmek için de pek bir sebep göremiyorum. Son zamanlarda hemen her akşam kadın cinayetleri haber konusuyken, içimden gelenleri yazmak çok da zor olmadı. Bir cana kıymanın hiçbir izahatı ve mantığı yoktur. Bu mantıksızlık içinde, arkasına sığınarak vicdanından saklanan sağlıksız zihin sahibi kimselerin favori iddiası “namus.” Namusunu temizlemek için, namus belasına, namus yolunda, namusu için yaptığını iddia ettiği şeyler var. Peki, namus dediğin ne acaba? Hiç düşünme zahmetine girdin mi de sav olarak bunu kullanma cüretinde bulunuyorsun? Namus kavramını kendi ideal hayat düzenin için yorumlayıp, sadece sende varmış gibi davranmak ne kadar akla makul acaba. Bir kadınla eş olman demek, onun bütün fikrini, vicdanını, ruhi yetini elinde tutabileceğin anlamına gelmez. Bütün hayatını senin zevkin üzerine yaşamasını bir kadından beklemek. İşte bu aidiyet sanılan zorbalık hissi, namusu sadece kadının olan bir olgu gibi lanse ettirdi yüz yıllarca. Bunun sonucunda ortaya çıkan düşünce ve mantalite, sonunda bu hassas olguyu bir kadının bacakları arasına hapsetti. Sonuç ise ortada, günümüz dünyasında gözler önünde işlenen cinayetler, çocukları önünde canına kastedilen anneler. Sözde aşkına karşılık bulamayan aşk katilleri. Bu garip yasam biçimleri ve yetiştirilememiş, insan sıfatı taşıyan mahlukat nasıl düzelme eğilimi gösterecek? Bu varlıkların, insanlık içinde ayrımı nasıl yapılacak? Maalesef yapılamayacak, ve de bu anlayış biçimi kaybolacak gibi görünmüyor. Peki sonuç ne olacak? Nereye gidecek bu insanlık? Elbette her şeyin bir çözümü olduğu gibi bu sorununda farklı bakış açılarıyla düzeltilmesi, en azından buna çaba gösterilmesi mümkün. Ama bu çaba en temele kadar inerek mümkün olabilir.

   Kavramları zihinlere yerleştirirken oluşabilecek hasarları göz önüne alarak, doğru yaklaşımlarla ve doğru anlamaya dayalı bir sistemle. Bir erkek çocuğuna, erkek olduğu için güçlü olduğunu ve her istediğini elde edebileceğini öğretmek yerine, elde etmek istedikleri için emek vermesi gerektiği, sabır göstermesi gerektiği öğretilerek gelişim kaydedilebilir. Adalet anlayışı tam ve mümkün olduğunca her birey için algısıyla öğretilmeli. Kavramların kadın, erkek her birey için bir şeyler ifade ettiği ve kendisini de bu kavramlarla sorgulama gerekliliği ezberletilmeli. Ancak bu eğilimde bulunmaya alıştırılırsa insanlar benliklerini sorgulama cesaretinde bulunabilir. İşte bu cesaret, insanlığın gerekliliğini ve vicdanı ortaya çıkarabilirse sonuçlar değişmeye başlayabilir. Düzgün yetişmiş, gerçek anlamda topluma kazandırılmış bireyler arttıkça, elbette işler daha farklı olmaya başlar. Bu karakterler insan olmanın gereği davranışlarını düzenleyeceği için kadın-erkek ilişkileri, insan-insan ilişkilerine dönüşerek yaşanılabilir bir topluluk meydana çıkacaktır.

   Bu yaklaşım içinde bazı kavramlar da gerçek anlamlarına ulaşacağı için çözüm doğal olarak gün yüzüne çıkar. Bu düşünceler ve hedefler doğrultusunda, ne zaman ki namus kavramını gerçekten anlayan bir nesil yetiştirmek üzere dirayet göstermeye başlarız, o zaman işler rayına oturmaya başlar, bir ihtimal. Namus, erkek içinde söz konusu olduğu zaman, erkeğinde namuslu olması gerekliliği alenen ortaya çıktığı gün belki bazı şeyler değişmeye baslar. Ve yine ümit kadınlar olacak, çünkü bu fikri erkeklere öğretecek olan onlar. Oğluna kendisinin de kadın olduğunu ve her kadının en az annesi kadar saygıyı hak ettiğini öğrettiği gün, kadının sadece ihtiyaç duyulduğunda elinin altında bulunacak bir obje değil, hayatın diğer yarısı olduğunu zihinlere kazdığı gün her şeyin daha güzel olabileceği ümidi mümkün olur. Kısaca insanoğluna insanlığı yine kadın öğretebilir. Sonuçta Bozkırın tezenesi Merhum Neşet Ertaş’ın dediği gibi, “Kadınlar insan, biz insanoğlu.

YORUMLAR

YORUM YAZ