Tercih

Tercih

İyilik ve kötülük, insan doğasında var olan iki kavram, diğer tarafta karanlık ve aydınlık, kâinatın doğasından gelen iki kavram ve ikisi birbirine benzetilir. İyi olan iyilikle özdeşleşen ne varsa aydınlıkla ve ışıkla betimlenir. Kötü olan ise hep karanlık. Doğamız gereği yahut yetiştirilme mantığımızdan dolayı hep iyilik güçlü, iyi olan kazanır diye kabul ediyoruz. Peki ya durum sandığımız gibi değilse, aslında güçlü olan hep karanlık ise, nereden biliyoruz gerçeği? Ve işte; bence kötülük asıl güç sahibidir. Kötülük yanlısı bir karakter değilim, fakat düşününce vardığım sonuçlar huzursuz ediyor zihnimi. Bende bu huzursuzluğuma sebep olan düşünce ve fikirlerimi yazıyorum şimdi. Aslında güçlü olan ve kazanan her zaman karanlıktır. Bunu söylemem için geçerli sebeplerim de mevcut. Düşünelim o halde, karanlığın içinde parlayan tek bir ışık, sadece gücünün yettiğince aydınlatır. Yakın olanı, kendi çevresinde olanı kuşatabilir sadece. Ama karanlık, ışığın kaynağından kuşattıklarına milyarlarca ışık kaynağı da olsa hepsini içinde barındıran karanlıktır.

Karanlık; hükmetmek, sahip olmak ve gücün ta kendisidir. Işık için enerji gerekir, çaba ister, uğraş demektir. Ama karanlık doğal sahiptir. İhtiyaç duymaz hiçbir şeye. Karanlık olması için bir sebep gerekmez, ışık yoksa zaten karanlıktır. Gücü tükenince aydınlatanların sahip oradadır yine. Gelip geçer aydınlatanlar. Ama karanlık geri çekilse de aslında ordadır.

İyilik için dayanma gücü, sabır, dirayet gösteririz. Neden peki; karanlık olmasın, kötülük kalmasın diye. Ama bilmediğimiz şey kötülük sadece zamanını bekler asla yok olmaz. Ne kadar uğraşırsan o kadar aydınlatırsın, bitti sandığın anda söndüğün anda yeniden doğar her defa.

Bakın doğaya, aydınlık için hep bir bedel vardır. Bir karşılığı bir diyeti vardır. Uzağa değil çevremize bakalım bunu anlayabiliriz. Evinizden başlayın görmeye, lambanız olmadan karanlıktır. Aydınlatmak için ampulü yaktık, enerji gerek elektrik olmadan yanmaz. Elektrikle kalmaz, o enerjinin oraya gelebilmesi için gerekli araçlar lazım. Kablosu, düğmesi, ampulün kendisi. Geriye doğru gidersek eğer enerji hatlarını taşıyan tesisat için donanımlar, direkler, tüneller, onları sistemli şekilde tasarlamak için araç gereçler, insan gücü ve mesai. Kalifiye eleman ihtiyacı var, ayrıca bütün bunları tasarlayan ve orada olması için planlayan mühendisler, teknisyen ve uzmanlar. Ve dahası bunlar da yeterli değil, bu hatların oluşturulması için gereken bakır, nikel, çinko ve demir için madenler, madende çalışan işçiler. Maden için kalifiye elemanları tekrar hatırlatmalı mıyım? Dikkat edin, daha sokakta bulunan elektrik direklerindeyiz. Şehir şebekelerinin dağıtım merkezlerine, elektrik santrallerine gidemedik henüz. Onlardan da geriye gidip hidroelektrik santralleri, barajlar, nükleer santraller... Sıkıldınız belki okumaktan ama daha sayfalarca yazabilirim, uzatmamak adına burada bitiriyorum. Ve bütün bunlar ne için peki, odamızda ki bir ampul içeriyi aydınlatsın diye. Peki karanlık için ne gerekiyor? Hiç. Koca bir hiç. Karanlık için değil bu kadar şey, aydınlatmak için. Çünkü karanlık zaten orada. Bütün bu bedel aydınlanmak için. Biraz uzaklaşalım evden. Şöyle bir orman havası alalım. Bir çadır kurup seyredelim etrafı. Aydınlık, evet ama henüz gece olmadı ve bu aydınlığın da bir bedeli var. Her ne kadar biz ödemesek de bedeli var. Güneş kendini olağanca gücüyle yaktığı için bu aydınlık. Trilyonlarca metreküp gazın yanmasıyla bu ışık. Gece olduğu anda yine karanlık sahiplenir ormanı. Çadırın etrafı aydınlansın diye yaktığımız ateş bedel ister, yok edecek, kül edecek şeyler gerek. Ama aydınlanan sadece bulunduğunuz birkaç metrekare alandan ibaret. Kısaca ormanlar bile sadece yandığında aydınlanır. Dünya, sadece güneşe baktığında aydınlık olur. Milyarlarca dolar harcarız gecelerimizi aydınlatmaya. Dünyayı mahvettik enerji diye, peki neden, sadece aydınlanmak için. Ama bırakalım uğraşmayı çabalamaktan vazgeçtiğimiz anda bütün medeniyetimiz karanlığa gömülür.

Güneş dahi kendini bitirmektedir aydınlatmak için, peki sonunda tükendiğinde. Yine kazanan karanlık olacak. Biz bilmiyoruz ama belki de güneş de karanlığa ulaşmak için tüketiyor kendini, sonunda bir cüce yıldız olup son noktasında çöküp yıkıcı bir karadeliğe dönüşecek en nihayetinde.

Ama uzayın karanlığı sonsuzdur ve içinde barındırdığı sonsuz yıldızın milyarlarca galaksinin sahibidir.

İnsanlar içinde farklı değil aslında, ıslah edilen vicdanlar baskı altına alınan istekler, gösterilen dirayet bir anlık gevşeklikte yok olabiliyor. Karanlık kaplayabiliyor bütün hissiyatını bir anda. Ne kadar uğraşmış olursan ol tek bir anlık tereddüt dahi tüm hayatını karanlığa hapsedebilir.

Ama bunun yanında karanlık hep cezbeden olmuştur. Bir tarzı vardır, bir albenisi, cazibesi hep görünmektedir. Gerek doğası gerek insani zayıflık olsun, her türlü adlandırma da insan kötülüğe meyillidir. Belki kızacak, yok artık diyeceksiniz ama bizim doğamız bu. İçindeki kötülük hissiyatını görmezden gelir insan. Hatta bazen baskılamak zorunda kalır. İyi insan olmaya şartlarız kendimizi. Yasaklar, sınırlar, şartlar, kanunlar koyarız ve bunlara uyarak yaşamaya çalışırız. Dinleri göz önüne alın mesela, Yaratıcı ısrarla bizi dizginlemek için elçiler gönderdi. Uyarılar, cezalar, ödüller koydu insanlığın önüne buna göre yaşa, ödüllen, kötülüğün için ise cezalandırılacaksın dedi. Bizde buna uyarak yaşayıp ödüllendirileceğimiz günü bekleyerek geçirmeye başladık. Ama buna rağmen kötülük bitmiş değil, aksine artarak daha çok taraftar bularak devam ediyor varlığına. Dedik ya başta kötülüğün bir albenisi var, cezbediyor diye. İşte bu yüzdendir ki bu kadar uyarıya, kanuna, şarta rağmen insan içinde kötülük hep ortaya çıkmak için bir yol bulabiliyor. Bakın etrafınıza, yine çok uzaklaşmaya gerek yok, akşam haberleri açıp izlediğinizde güzel haberlerle olumsuz haberleri sayabiliriz mesela. Kaç defa iyi haberler önde bitirecek tahmininiz var mı acaba?

Ve bu en basit örneklerden biri sadece. Bakın dünyaya, yaşadığımız evrene, gerçekten iyiliğin hâkim olduğuna kendini ikna edebilen bana da yardımcı olabilir mi?

Konuyu insani fikir ve ürünlerden ele alalım mesela, izlediğiniz filmleri bir düşünün, iyi ve kötü karakterleri alın göz önüne, genel olarak hangisi daha karizmatik, daha cazip ve çekici duruyor? İşte bu insanın aslında karanlığa olan bakışının bir yansımasıdır. Karanlığın bir tarzı vardır, sınıf ve güç demektir. Kötücül karakterler daima belirli hedeflere inanılmaz şekilde konsantre olup, yapılması gereken her şeyi yapar. Gözünde hiçbir manevi veya maddi değer yoktur, hedefi dışında. Yalnızca bu hedef için çalışır, her şeyi göze alır. Peki biraz daha gerçekçi ve hayattan örnekler alalım mesela, bakın dünya üzerinde herhangi bir topluluğu inceleyebilirsiniz. Herhangi bir medeniyeti göz önüne alalım ve yaşam biçimlerine bakalım. Hayata tutunmaya çalışan, iyi olmak için elinden geleni yapan insanlar her zaman belli baskılama yöntemleri bulmuştur. Adına ne derseniz, meditasyon, trans hali, ibadet, zikir, dua, dalınç ismi önemli değil sadece odaklanan şey insan içinde mevcut olan kötücül halleri baskılama ve bunların çeşitli yöntemleri. Budist bir rahip de iç huzuru arıyor Hristiyan bir papaz da konu tamamen aydın kalabilmek. Fakat binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca ortaya çıkan bu aydınlanma girişimleri hiçbir şey değiştirmedi, sadece öteleyebildiler. Peki günümüzde sonuç ne oldu. İçimizdeki karanlık yine çıktı ortaya, farklı sistemler, düşünce akımları, görüş ayrılıkları olarak gördük onu karşımızda. İlahi dinler birbirleriyle savaştı mesela, haçlı seferleri yapıldı, yeri geldi cihat edildi yada renkleri farklı diye insanlar ayrıldı, ırkçılık adında bir kavram doğdu. Bizden olmayanları bizim gibi olmayanları yok etmek uğruna savaştık tarih boyunca, bu dünya 2 Cihan harbi gördü, 3.sü belki yolda, devrimler yapıldı, haritalar çizildi, dünya kutuplaştı. Bir yarısı batıda, diğeri doğuda kaldı koca dünyanın. Şehirlere duvarlar yapıldı. Çin Seddi de aynı sebeple yapıldı, Berlin duvarı da aradaki fark tarihler. Kaleler surlar yapıldı asırlarca, savaşlara bakalım yada dünya üzerinde silah sanayisine harcanan parayla eğitime yada sağlığa harcanan parayı kıyaslayabilirsiniz örneğin. Yada silah için harcanan parayla sağlık ve eğitime harcanan parayı bir arada tutarak karşılaştırın aradaki uçurumu anlayın diye belirtiyorum bunu özellikle. Bakın dünya üzerinde en medeni toplumlara, en çağdaş uygarlıklara, onların dahi sorunları, hataları, yanlışları var ve de olacak. Bu elimizde olan bir şey değil çünkü. Ceza evlerinde kaç insan var sorgulayın, birde vakıf ve derneklere hayır işlerine katılım oranlarına bakın mesela. Toplumlar dahi yönlendirilmek için kötülüğe ihtiyaç duyar. Örneğin Nazi Almanya’sı dünyaya kan kusturmuş, sistematik katliam ve soykırımlar uygulamış, binlerce insan ve hepsi eğitimli birer katil. Sovyet tarihine göz atabilirsiniz vaktiniz olursa, Stalin dönemi yapılan baskı ve zulmü bir hayal edin. Kötülük sahip derken bundan bahsediyorum işte. Bu yüzden de bu sav ortaya çıkabiliyor haliyle. Kötülük yorulmuyor, durmuyor, bitmiyor. Karanlık gibi, doğal olarak tükenme gibi bir sorunu yok, tüketen her daim kendisi oldu ve olacak. Ve tükendikçe de iyilik kan kaybetmeye devam edecek. Zaman geçtikçe daha kötücül oluyoruz, her ne kadar fark etmesek de. Bir nesil öncesine kadar çocuklara gülücük atar, komiklikler yaparak onları sevdiğinizi belirtirdiniz. Bundan herhangi bir kimsenin rahatsız olması söz konusu dahi olmazdı. Fakat günümüz toplumunda kötülük öyle bir hâle gelmiştir ki şu an bu hareket çok rahat bir şekilde yanlış yorumlanmaya açıktır. İşte bu, kötülüğün nihai zaferlerinden biridir. Kapınızı açın, kaç komsunuzu tanıdığınızı sayın örneğin. Hatta daha da yakına gidin, akrabalarınızın kaçıyla aranız iyi, hatta kötü değil düşünün. Abes bir örnekle atasözü sayılacak derecede kötücül kafiyeler, ifadeler dahi oturmuştur toplumda, hemşeri hemşeriyi gurbette vesaire gibi, hatta baldızı baldan tatlı gelenler varken bir toplumda, iyiliğin, aydınlığın ne kadar güçleneceğini hayal edin. Şehir hayatında, apartman dairelerinin çoğunda kavga seslerini duyarken sessiz kalanların iyi olduğunu düşünmek, pek de samimi gelmiyor haliyle. Sosyal medyada kadın dövenlerin ve dahi öldürenlerin videoları “like” alıp, beğeni toplarken o videoyu çekecek kadar katı bir vicdana sahibiz. Ölmek istemiyorum diyen, kanlar içindeki bir kadına müdahale etmek yerine videoya almak çok insani bir davranış olsa gerek. Anne ölme diyen çocuğun hayallerini, hayatını karanlığa hapsedip, aydınlık bir gelecek beklemek gerçekten çok mantıklı. Aydınlık gelecekler için çabaladığını iddia edenler içinde, karanlığa güç kazandıranlar varken kazanmayı beklemek çok mantıklı. Düzen, adalet ve eşitlik kavramları ütopyalar için hep vazgeçilmezdir, ama dünya tarihinde savaşsız geçen bir asır bile yokken bunu sağlamayı hayal etmek gereğinden fazla iyimserlik değil mi? Tüm insanlık tarihi boyunca, güçlü olan zayıf için olumsuz düşündü ve yeri geldiğinde bu düşünceleri fiiliyata geçirdi. Fakat azınlık olan iyilik timsali insanlar hep var oldu. Belki bu direnişin de bir sebebi vardır. Her ne kadar umut çok azda olsa, bu azınlık için aydınlatmaya devam edilebilir. Fikrimce kötülük insan doğasına uygun, fakat iyilik tercih meselesidir. Zira iyi insanlar hep var olacak. Sırf bu yüzden tercih yaparken aydınlık tarafı seçmek mantıklı olacaktır. Sonuçta iyilik kötülüğün ne olduğunu bilmemek değil kötülüğün ne olduğunu çok iyi bilip tercih etmemektir. Parlak bir tercih yapmanız dileğiyle…

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ