Adalet

Adalet

   Zamanın adaleti elbette baki. Değişmez kuraldır ilahi adalet. Hak yerini bulur elbet. İnsan yaşattığını yaşamadan ölmezmiş. Dahası var tabi bütün bu özlü ve anlamlı sözlerin. Var olmasına var da, biz nasıl yaşatıyoruz adaleti?

   İnsanın yaşattığı adalet olmadan yaşanır mı gerçek adalet? Tarihe dönüp baktığımızda adaletin kendi haline bırakılamayacağını anlamış insan ki hukuk diye bir şey çıkarmış ortaya. Hatta medeniyetin başlangıcında ortaya çıktığı bilinir. M.Ö. 3000 yılı Antik Mısır hukuku başlangıç sayılabilir. Tabi bilinen tarihi baz alarak söylüyorum. Sırasıyla Sümerler döneminde ve Babil kanunları da incelenmesi gereken konular. Bilinen en eski yazılı kanunlar denince aklımıza Hammurabi Kanunları gelir. Babil kralı bu kanunları her ne kadar tanrının yazdırdığını beyan etmiş olsa da, belirlediği kanunlar dönemin şartlarına göre, insanların ihtiyaç duyduğu adaleti sağlamak için, kendi kurallarını benimseyerek oluşturdukları açık. İncelemenizi ve bazı maddeleri görmenizi tavsiye ederim.

   Bu kurallara şöyle kabaca bir göz attığımızda temelde kısas mantığı olduğunu görüyoruz. Adalet gündeme geldiğinde eski çağlardan itibaren kısas hep düşünülmüş uygulanmış bir sistem olmuştur. Mantığı o kadar sade ve basit bir sistemdir ki günümüzde dahi gündem konusu olabilmektedir. Ayrıca milyarlarca insanın farklı da olsa inançlarında, kabul ettikleri dinlerde kısas en temel adalet sistemi olmuştur. Basit, etkili ve etkileyici…

   Adaletin sağlanabilmesi için ve sağlanan bu düzenin korunması için ise hukuk ortaya çıkmıştır. Temelinde toplumsal düzeni sağlamak, eşit ve paydaş bir idare oluşturmak için ihtiyaç olan hukuk, bu ihtiyaçları zamanımızda ne kadar sağlıklı karşılayabiliyor? İşte sorumuz ve sorunumuz bu.

   Günümüz toplum hayatında insanların yaşayış biçimleri, hayat şartları belli bir seviye üzerinde görünüyor olmasına karşın genel anlamda toplumu tatmin eden bir adalet düzeni söz konusu dahi olamaz. Toplum düzenini sağlamakla yükümlü görevlilerin, olayların içinde olan şahısların veya olayları dışardan görenlerin de anlayamadığı bir sistemimiz var. Anlamakta zorlandığımız ve bizim hukuk sistemimiz olduğunu düşündüğümüz bu sistem kime, neye hizmet ettiği anlaşılmaz bir şekilde işlemekte. Adli vakalarda elinden geleni yapan görevlileri tenzih ederek söyleyebilirim ki suçluyu görmezden gelmek, yargı sürecinde en üst seviyede avantajlar vermek kamu vicdanını zedelemekle kalmayıp, toplum içinde bu tür suç teşkil eden konulara meyilli kişilere de bir teşvik niteliği taşımaktadır. Vicdanları sızlatan olaylar, insanlıktan çıkmış suç makinaları, suçluya iyi niyet gösteren bir sistem ve bu olgular içinde yaşamını sürdürmeye çalışan sade hayatlar.

   Toplumu yaralayan pek çok olayda mahkemelerin vermiş olduğu kararlar akıllara durgunluk verecek derecede ilginç. Bu konuda mahkeme başkanlarının vicdan muhasebesi yapmadığı göz önündeyken suçlu ve suça meyilli kişilerden bunu beklemek en sade kelimeyle saflık olur. Planlı, kasten, canavarca hislerle işlenmiş bir suçta iyi hal aramak, kılık kıyafetiyle yargılayıp, düzgün giyimli olmasını pişmanlık farz etmek adalet sistemini ayaklar altında bırakmaktır. Gerçek anlamda toplum vicdanını göz önünde bulundurmadan, işlenmiş her suç için yazılmış kanun dediğimiz şeyleri uygulamak hukuk olamaz, olmamalı. Ekranlarda gördüğümüz pek çok vaka da zanlıların büyük oranda sabıkalarının olduğu, ya iyi halden ya da denetimli serbestlikten faydalandığı ortaya çıkıyor. Bu gerçeği sade bir vatandaş görüyorsa hukuk sistemini ayakta tutması gereken sayın büyüklerimizin de bunu görmesini beklemek en doğal hakkımız. Kadına, çocuğa ve hatta hayvanlara karşı işlenen iğrenç, insanlık dışı suçlar varken, bu suçları işleyenlerden iyi niyet beklemek ve topluma kazandırılacağı düşüncesi çok acı bir yanılgı olarak tüm insanlığı utanç içinde düşünmeye sevk etmektedir.

   Kanunsuzluğu ilke edinmiş ve topluma en ağır biçimde zarar veren vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmiş bu tür canlıların toplumdan izole edilmeleri ve yazımızın başında da bahsettiğimiz kısas ve ya benzeri bir sistemle protokol hukukundan ziyade gerçek adaletle yargılanmaları tüm kamu vicdanını rahatlatacak ve bu durumdan ders alacak pek çok zanlı adayı  yaptıklarının bir karşılığı olduğunu bilerek suça cesaret etmeyecektir.

   Konuyla ilgili yazılabilecek milyonlarca şey olduğunun farkında olarak adalet ve hukuk konusunda yazılmış bir takım kurallar dışında toplumun da vicdanına danışılması gerekliliğine olan inancımla, elbet bir gün adil olacak bütün dünya.

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ